Sevilla’dan sonraki durağımız, ilk kez göreceğimiz Portekiz. Yolda giderken kabuğu soyulmuş ağaçlarla ülkeye giriş yapıyoruz. Ve öğreniyoruz ki Portekiz’in gelirinin önemli kaynaklarından biri bu mantar meşesi ağaçları. Özellikle bu bölgede çokça bulunan ağacın kabuğundan bildiğiniz şişe mantarı yapılıyormuş ve bu malzeme çok değerliymiş. Bu yüzden Lizbon’da da Porto’da sağda solda sizi bekleyen mantar hediyelik eşyalara alışın. Hatta konuyu abartmışlar mantardan şapka, mantardan çikolata kabı falan yapmışlar;)

İlk durağımız ise Lizbon. Lizbon’a otobüsle giriş yaptığımızdan efsanevi İsa heykelinin yanından geçip San Fransisco’daki Golden Gate’e benzeyen devasa 25 Nisan Köprüsü’nden geçiyoruz.  Benzerliğin sebebi köprünün aynı mühendisler tarafından yapılmasıymış bu arada;) Lizbon’un büyük şehir karmaşasını ilk gördüğümüzde kendisine pek ısınamadık ama Praça do Comércio meydanından denize doğru yürüdük ve sahil kenarında bizi yakalayan güzel müzik oldu. Artık duyduğumuz müzikler flamenko değil ama bahsettiğim müzik fado da değil akustik coverlardı. (çok severim) Sahilde seyyar kokteylci olan bir şehri sevmemek çok zor. 6 euroya aldığım mojito şimdiye kadar içtiğim en güzel, en keyifli kokteyl olabilir. Deniz kenarında yüzümüze vuran güneşe, dalgalar, martılar ve anın tadını çıkaranlar eşlik ediyordu. Böylece geldiğimizin 15. dakikasında Lizbon’dan keyif almaya başladık.

Bölgenin yerel müziklerine kulak kabartmak için tabii ki Fado gecelerine katılmanız gerekiyor. Açıkçası biz az zamanımızı sokaklarda gezerek değerlendirmek istediğimizden Fado’yu es geçtik ama pek çok tavernada canlı olarak performansları izleyebilirsiniz.

Lizbon, azulejo olarak bilinen seramik karolarla kaplı dükkan ve yapılarla ünlü ancak bunların en güzel örnekleri kesinlikle Porto’da bulunuyor. 1755 yılında Lizbon’da eski şehre zarar vererek kentin %85’inin yıkımına sebep olan çok büyük bir deprem yaşanmış. Bu yüzden halen ayakta kalan en önemli yapılardan biri Lizbon Katedrali.

Lizbon Katedrali’ne çıkıp oradan kaleye devam etmek için dik yokuşlar tırmanmak gerekiyor. Biz kaleye kadar çıktık ama 8 euro olan giriş ücretini vermek istemediğimizden içerisine girmeden Alfama’ya doğru sallandık. İşte burada eski Lizbon evlerini, şirin kafeleri yani bizim sevdiğimiz şeyleri bulduk sonunda. Bu arada büyük bir deprem yaşayan Lizbon’un eski dokusu bu yüzden zarar görmüş durumda. Şu anda ise hiç bitmeyen inşaatlarıyla bize İstanbul’u hatta günden güne çığrından çıkan İzmir’i hatırlattı.

Lizbon sokak sanatının geliştiği şehirlerden. Her köşe başında bir sürpriz saklı ama Alfama’da tüm sokakların dolu olduğu bir cadde var ki tam instagram’lık.

Neyse Lizbon öyle düz ayak yürüyebileceğiniz şehirlerden değil, oldukça tepelik. Biz yine de tırmanışları ve inişleri tercih etsek de şehirde tramvayla ve tuk tuk’la ulaşım mümkün. Ayrıca şehrin ünlü ve tarihi Santa Justa asansörüyle 5 euro karşılığında bir üst mahalleye de çıkılabilir. Her ikisini de kullanmasanız bile bolca fotoğraflayacaksınız nasıl olsa;)  Lizbon’da ilgimi çeken şeylerin başında tasarım dükkanlar geliyor. Burası hediyelikleri tasarıma dönüştürebilen güzel şehirlerden, bu yüzden benden artı puanı kapıyor. Lizbon’un gerçekten keşfedilmesi gerekenleri arasında ilk sıraya yeme-içmeyi koyabilirsiniz. Çünkü burada sizi bolca deniz ürünü bekliyor.

Lizbon’da Yeme İçme

Deniz ürünü özellikle kabuklu sevenler için fiyat ve lezzet olarak Lizbon hazinelerle dolu. Biz riske girmeyecek kentin ünlü deniz ürünü restoranı Ramiro’ya gidiyoruz. İçerisi kabuklu deniz canlılarıyla dolu desek yeridir. Biz gittiğimizde masalar neredeyse tamamen doluydu ama henüz sezonda değiliz yani sezonda rezervasyon gerekebilir. Burada yakışıklı bir yengeci mideye indirdik ve yanında gelen tereyağlı kızarmış ekmek bile inanılmaz lezzetliydi. Tüm masalarda yoğun bir kırma dökme çalışması olduğundan inşaat sahasını anımsatan Ramiro, çok lüks olmayan dekorasyonuyla klasik esnaf lokantalarını anımsattı bana.

Kentin diğer merak ettiğim durağı Time Out Market’ti. Burası 20’den fazla restoranı ve Time Out’un kendi barı da dahil olmak üzere barları bulabileceğiniz bir yer. Lokal yemeklerden dünya yemeklerine kadar farklı menülerdeki birbirinden farklı restoranların burada noktaları var. Yani burası bir gurme market. Self servis olarak sipariş verip ortak bir oturma alanında zaman geçirebiliyorsunuz. Yalnız self servis olması sizi aldatmasın. Size özel bir cihaz veriliyor ve yemeğiniz yine restoran özeniyle hazırlanıyor. Sıranız gelince cihazınız titriyor ve gidip yemeğinizi alıyorsunuz.

Bizim tabağımızın yanı sıra diğer tabakları da dikkatlice gözlemledim, hepsi çok şık ve eksiksizdi. Fiyatlar ise kaliteye göre çok makul. Örneğin Pink Mojio’ya 5 euro ödedim (sahildeki seyyar büfe de mojito 6 euroydu) Yemeklerin tabakları 10 euro civarında diyebilirim ama yine de ne yiyeceğinize göre değişecektir.

 

Neyse Time Out Market’in bir kanadında meyve-sebze diğer kanadındaysa çiçek pazarı kurulduğunu da hatırlatayım. Ayrıca bazı günlerde atölyeler ve özel performanslar da oluyormuş. Sezonda çok kalabalık olacağına eminim. Mart ayında hafta içi bir günde bile oturacak yer aradık:) Lizbon’a kadar gidip Time Out’a uğramadan dönmeyin.

Şimdi size gerçek bir Lizbon efsanesinden bahsedeyim: Pasteis de Nata. (pastiş de nata diye okunuyor)  Bunu Belem’deki meşhur Belem Pastanesi’nde rahipler yardım toplamak için yapıyorlar ve efsaneye göre en iyisini onlar yapıyormuş (sanırım doğru) Şimdi sevenlerini üzmek istemem benim için öyle efsanevi bir lezzet olmasa da buraya kadar gelip yemeden dönmeyin. Milföy benzeri kızarmış bir hamur ortasında üstü yakılmış krema kendisi 😀 Belem’de yediğinizin adı da Pasteis de Belem;) Belem’e Time Out Market’in tam önünden kalkan trenlerle gidilebiliyor. Bölgede efsanevi bir kilise, gözlem kulesi ve küçük sevimli sokaklar ve evler sizi bekliyor. Birkaç saatliğine vakit geçirmek için güzel bir durak.

Kentin başka bir efsanesi Pastel de Bacalhau, dışı içli köfteye benzeyen ve bir nevi balık köftesi olan bu aşırı tuzlu şeyi ben sevemedim, size afiyet olsun. Kendi biralarını üreten Museu da Cerveja‘ya oturup tatma şansınız var.  Bacalhau dedikleri okyanus balığını tuzlanmış olarak markette bile satan Portekiz ahalisi, bunun her türlü yemeğini de yapıp tüketiyor. Zaten kentin dört bir yanı da konservecilerle dolu. Neyse çok farklı tariflerle yapılan bu balıkla Lizbon’da da Porto’da da sıkça karşılaşacaksınız, mutlaka bir yerde tadarsınız.

İçecek konusunda burası şaraplarıyla önce çıkan bir şehir ama Porto’ya gideceksiniz şarabın 1001 halini orada tatma şansınız zaten var. Buralarda Ginja içilir dediler bize. Kiraz likörü ama ismi havalı, daha da havalı dursun diye çikolatadan yapılan shot bardaklarında servis edilince keyifli oluyor. Şişesini de 10 euro civarına alabiliyorsunuz;) Tadıyla ilgili özel bir yoruma gerek yok sanırım kiraz likörü işte:D

Lizbon’da Alışveriş

Lizbon’da lüks markaların hepsi var ama ben size ekonomik birkaç mağaza önerisinde bulunacağım. İlk kez gördüğüm Ale-hop daha önce her gittiğim Avrupa şehrinde karşıma çıkan Tiger tarzı bir mağaza. İçerisi renkli tasarım ürünlerle dolu. Fiyatlar Tiger’dan biraz daha yüksek olsa da aklınızı başınızdan alacak bir şeylere denk geliyorsunuz. Bu arada Lizbon’da Tiger’da var tabii ki. Neyse hem Tiger hem Ale-hop benim washi tape gibi malzemelerimi de aldığım adreslerden. Girince ucuzmuş diyip saçma sapan paralar harcayabiliyorsunuz, aman dikkatli olun.

Konserve sever misiniz bilmem ama Portekiz’e gelince en çok göreceğiniz şey balık konserveleri olacak. Bu arada konserve sevmeseniz bile paketlerinde ve konserve dükkanlarında kaybolacaksınız. Bazı konserve paketlerinin içinde balık şeklinde çikolatalar var bu arada, tam hediyelik:)

Parfois Sevilla gezisinde de bahsettiğim bir aksesuar markası. Çanta, takı, gözlük vs ürünlerini de fiyatlarını da çok beğendim. 12 euroya cüzdan, 10 euroya gözlük aldım çok mutluyum 😀

Vintage sevenlerin mutlaka uğraması gereken dükkan ise kapısında Vintage Shop yazan “Outra Face da Lua”  İçerisi orijinal Japon kaftanlarıyla doluydu ve ben almadım. (pişmanım) Neyse burası çok güzel bir dükkan ve en güzel tarafı kafesinde de soluklanabilir, tatlı-kahve keyfi yapabilir veya birer kokteyl içebilirsiniz.

Şimdi sırada Porto var. Bekle bizi Porto…

PAYLAŞ
TarzMeselesi'nde yaptığım DIY projeleri, dinlediğim müzikleri, dekorasyonla ilgili takıntılarımı ve gezdiğim güzel yerleri bulabilirsiniz. Bunun dışında içerik ve sosyal medya yöneticiliği yapıyorum. Bu blogu seviyorum!

CEVAP VER

Lütfen yorum bırakın
Lütfen adınızı yazın