Neredeyse 4 aydır planladığım bir gezinin artık gerçekleşme zamanı gelip çattı. 25 günlük bir tura çıkıyoruz. İlk durağımız Mexico City, İkinci durağımız Ölüler Günü Bayramı için Oaxaca, üçüncü durağımız Yucatan Yarımadası ve son olarak Küba. Tüm duraklarla ilgili detaylı gezi yazılarıma blogumdan ulaşabilirsiniz. Ayrıca anlık hikaye paylaşımlarımı Instagram profilime sabitledim. Yani oradan da daha fazla detaya ulaşabilirsiniz.

İstanbul’dan Mexico City’ye direkt uçuş yapan Türk Hava Yolları ile gidip, yine Havana’dan direkt İstanbul’a döndük. Bu yolculuk için en uygun alternatif olan Air France biletleri ise bizim aldığımız biletlerden daha ucuza gelmediğinden farklı bir ekonomik uçak alternatifi bulma şansımız hiç olmadı. Detaylı maceramızı bölge bölge anlatmaya çalıştım. Ama öncelikle Meksiko’da ilgimi çeken bazı şeyler.

Beni Şaşırtan Bazı Meksiko Gerçekleri

  • 20 milyonluk Mexico City’de sokaklar pırıl pırıl. Nasıl olur diye düşünürken yere çöp atmanın para çezası olduğunu öğreniyoruz. Bizde de hemen uygulansın lütfen.
  • Para cezası var ama insanlar da temiz. Her sabah dükkanlar sokaklara kadar deterjanlı sularla yıkanıyor. Bir süre sonra deterjandan kafamız olacak diye korkmaya başladık.
  • Pek çok parkta ve yoğun caddelerde ücretsiz internet mevcut. Kolayca giriş yaptığınız internetin hızı da gayet iyi. Aynı yerlerde gezerken telefonumuz otomatik bağlanıp bildirim almaya başlamıştı.
  • Pazar günleri tüm müzeler ücretsiz. Hem de turistlere de ücretsiz. Gayet çekilebilir bir kalabalık olduğundan özellikle emin olamadıklarınıza hızlıca bakıp çıkmak iyi fikir olabilir.
  • Pazar günleri bazı sokaklar trafiğe kapatılıp yayalara ve bisikletlere açılıyor.
  • 1969 Yılında yapılan metro aynı şekilde duruyor. Şehirde çok iyi ama çok eski bir metro ağı var. Bazı tren ve istasyonlarda hiç havalandırma yok ve çok kalabalık.
  • Özellikle Mexico City’de neredeyse kimse İngilizce bilmiyor:( Google translate ve vücut dilinize güvenmelisiniz.
  • Ülke 20-30 yıl öncesinde kalmış gibi. Mekanlarda ve sokaklarda çalan müziklerden dükkanlara kadar her şey bizi çocukluğumuza götürdü.
  • Otomatik çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi yerine eski tip kazanlı makineler falan satılıyor, çok garip.)
  • Bolca vosvos ve eski araba görmeye hazırlanın. Ekonomi kötü ama gönüller bir olsun.
  • Meksika kültürüne gerçekten bağlı ve küreselleşmenin aynılaşma etkisine henüz girmemiş. Hep böyle kalır umarım.
  • Bildiğiniz gibi yemek kültürü çok gelişmiş olduğundan sokaklarda harika yemekler bulacaksınız.

Mexico City’de Nerelere Gittik?

Ulaşım için kaldığımız süre boyunca bolca metro kullandık. 1969’da yapıldığı gibi kaldığından havalandırma ve kalabalıkla ilgili problemleri olsa da, hiç bitmeyen araç trafiğindense insan trafiğini tercih ettik.

Taksi kullanımı oldukça yaygın ve çok pahalı değil. Daha güvenilir olsun derseniz Uber var ama ondan daha ucuz bir seçenek olarak Cabify, neredeyse yarı yarıya daha ucuzdu bizim baktığımız saatlerde. İkisini de kurup takip etmek en iyisi.

Biz gezimizin devamında araba yolculuğu yapacağımız için herkesin önerdiği TellCell firmasından kontürlü bir paket aldık. 26 günlük bu paketi tüm gezi boyunca rahat rahat kullandık.

Frida Kahlo Müzesi

Meksika’nın en ikonik ismi kesinlikle Frida Kahlo. Kendisinin yaşadığı ev bir müzeye dönüştürülüp ziyaretçilere açılmış durumda. Spontane bir şekilde açılışından yarım saat önce kapısında sıraya girdiğimiz müzeye girmek için 2 saat kapıda bekledik. 

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Yeşim Halıcı Tan (@tarzmeselesi)’in paylaştığı bir gönderi ()

Online bilet alıp mutlaka öyle gitmelisiniz, çünkü sıranın size gelmeme ihtimali de yüksek. Müzeye giriş kişi başı 230 MXN (Meksika Pezosu), ayrıca içeride fotoğraf çekebilmek için ekstra 30 MXN daha ödemelisiniz:) 

Neyse muhteşem bahçesi ve Frida’nın eşyaları ve eserleriyle dolu bu ev için kesinlikle değer. Ayrıca bahçesinde vakit geçirebileceğiniz bir kafe de mevcut. Biz gittiğimizde kıyafetlerinin sergilendiği bir alan daha eklenmişti ama geçici olabilir. Aynı anda belli sayının üstünde kişi alınmadığından içeride çok aşırı kalabalıkla boğuşmuyorsunuz ancak bu kapıda bekleme sürenizi etkileyebilir.

Teotihuacan

Mexico City’den yaklaşık 1 saat süren yolculukla ulaşabileceğiniz Aztek şehri. İki devasa piramidiyle ünlü. Ay Piramidi ve Güneş Piramidi dilerseniz tırmanabileceğiniz şekilde ziyarete açık. Gitmeden önce araştırma yapmanızı öneririm, çünkü Antik kent içindeki açıklamalar çok yetersiz. Ayrıca ağaçlık ve yeşillik bir alanı olmadığından şapka ve su ile gezmeniz mecburi. 

Giriş ücreti sadece 75 MXN ve sabah 08:00’den itibaren açık. En az yarım gününüzü buraya ayırmalısınız. Çantaya atıştırmalık atmakta fayda var. Biz şehirden toplu ulaşımla gittik ve yolculuk gayet keyifliydi. Dilerseniz günübirlik turlarla da buraya ulaşabilirsiniz. Kendisi gitmek isteyenler için ulaşım şöyle:

Teotihuacan’a Ulaşım
  • Metroya binip Autobuses del Norte istasyonunda inin.
  • Yolun karşısına geçip otobüs garının içerisine girin.
  • Sol tarafınızda kalan 8 No’lu giriş kapısının hemen yanında camında “Pyramids” yazan gişeden biletinizi alabilirsiniz.
  • Her 20 dk’da bir kalkan otobüsler sizi giriş kapısının tam karşısında bırakıp.
  • Gidiş-dönüş biletin ücreti 104 MXN yaklaşık 5 dolar. Otobüsler klimalı ve gayet konforlu.
  • 2 numaralı kapıdan çıkıp yolun karşısına geçince bir otobüs durağı işareti göreceksiniz. Buradan dönüş otobüsüne binip otobüs terminaline dönüş yapabilirsiniz.

Mercado de Coyoacan

Burası hem hediyelik hem de yiyecek bulabileceğiniz keyifli Meksika marketlerinden. Fiyatlar gayet iyi ama pazarlık mümkün. Biz hediyeliklerimizin pek çoğunu buradan aldık ve Meksika’da gezmeye devam ettikçe iyi bir tercih yaptığımız anladık. Ortasında bulunan restoranda günlük menü ve İngilizce bilen garson bulduk:) 

Coyoacan Mahallesi

Frida Kahlo’nun evi Coyoacan mahallesinde yer alıyor. Böylece müzeden çıkınca bu bölgeyi gezme şansınız oluyor. Mutlaka buralarda vakit geçirin, çünkü Coyoacan mimarisiyle kesinlikle görülmeli. Kahvecileri, pazar yerleri ve keyifli mekanlarıyla bir günü burada geçirebilirsiniz. 

Mercado de la Merced

Meksika’da en az beğendiğim pazar yeri burasıydı. İçerisi İzmir Kemeraltı’ndaki abiye dükkanlarının Meksika versiyonu gibiydi. Erkek ve kız çocuklar için de geleneksel kıyafetlerin satıldığı pazarın dışı pek almak istemeyeceğiniz tekstil ürünlerle dolu. Farklı bir deneyim için denenebilir tabii.

Mercado Artesanal Mexicano

Coyoacan’da bulunan keyifli bir pazar yeri daha. Meksika’ya has hediyelikleri bulabileceğini duraklardan biri daha.

Templo Mayor

Zocalo’nun sağ tarafından gidince Templo Mayor kalıntılarını görebilirsiniz. Biz içerisine girmek yerine karşısındaki kafeye gidip kahve içerken karşıdan seyretmeyi tercih ettik.

Zócalo

Meksika’da tarihi meydanların hepsine Zocalo deniyor. Mexico City’nin devasa büyüklükteki tarihi meydanı Secretaría del Medio Ambiente, Palacio Nacional, Sagrario Metropolitano, Catedral Metropolitana de la Ciudad de México ile çevrelenmiş durumda. Özellikle Palacio Nacional içerisinde ünlü mural sanatçısı Diego Rivera’nın eserleri görülebiliyor ancak biz gittiğimizde Ölüler Günü sebebiyle kapalı olduğundan göremedik:(

Meydana çıkan sokaklarda ise iyi korunmuş tarih dolu sokaklar sizi bekliyor. Bu çevrede bir gezi için vakit ayırmayı ihmal etmeyin.

Palacio de Bellas Artes

Pazar günü müzelere girişler ücretsiz olunca hemen Güzel Sanatlar Sarayı’na daldım. Klasik ve modern sanat eserlerinin beraber görülebildiği müzede resim, heykel, fotoğraf gibi çok geniş bir seçki var. Detaylı gezmek saatlerinizi alır ama mutlaka uğrayın, çok güzel bir müze.

Diego Rivera Mural Museum

Ücretsiz günde gördüğüme çok sevindiğim müzede görülmeye değer tek eser sanatçının 1947’de yaptığı 15 metrelik mural çalışması Sueño de una tarde dominical en la Alameda Central (Dream of a Sunday Afternoon in the Alameda Central)

Chapultepec

Meksiko’nun ortasında devasa bir park. İçerisinde gölden büfelere kadar her şey var. Çok güzel bir alan ama tek problemi çok fazla tezgah olması. Satıcıların büfelerinden ve gürültülerinden pek bir şey anlayamadık. İçerisinde en sevdiğim alan ise Auditorium oldu. Ormanın içerisinde etrafı kayalar ve ağaçlarla kapalı bir alanda klasik müzik çalıyor. Siz yatılan banklarda rahatça vakit geçirebilir veya masadan kitap ödünç alabilirsiniz. Tek kural sessiz olmak. Rahatlamak için 15 dk uğrayın.

Mercado Roma

Roma mahallesi Meksiko’nun daha genç bölgelerinden. Bu bölgeye yağmurlu bir akşamda gelip Food Market konseptindeki Mercado Roma’da vakit geçirelim dedik. Lizbon’daki Time Out Market’in küçük bir versiyonu gibi görünse de maalesef deneyim olarak bizi hiç memnun etmedi. Yediğimiz hamburger çok sıradan hatta Meksika’da yediğimiz en kötü şeylerdendi. Ortam fena olmasa da çok daha iyilerini gördüyseniz sizi pek memnun etmeyecektir. İçerisinde restoran, bar, dondurmacı ne ararsanız var tabii. 

Museo Nacional de Antropología

Meksika’da yaşayan tüm medeniyetleri dönem dönem ayıran devasa müzeye yarım gününüzü ayırın. Çok beğendiğim müzede Azteklerden, Mayalara pek çok uygarlığın izlerini sürmek ve Meksika’nın ne kadar fazla medeniyete ev sahipliği yaptığını görebilirsiniz.

Müzede çok iyi bilinen Aztek Güneşi taşını yakından görmek gibi bir ayrıcalığa sahip olacaksınız. Bu muhteşem müzeye giriş ise sadece 75 MXN yani 3,5 dolar.

El Ángel de la Independencia

Chapultepec’e doğru yürürken Bağımsızlık Meleği’ni görelim istedik ama tadilatta olduğundan pek göremedik. Ancak bu bulvardaki harika açık hava sergisine denk geldik. Ölüler Günü Bayramı sebebiyle tüm bulvar boyunca farklı sanatçıların La Catrina yani kafatası tasarımları vardı. Devasa uyarlamalar arasında gezindikten sonra kendimizi yaratıkların arasında bulduk.

Yine Ölüler Günü için Alebrijes yarışması düzenlenmiş ve yüzlerce farklı uyarlama sokaklarda sergileniyordu. Hepsinin kağıttan yapılan Paper Mache sanatı olması da cabası.

 Alebrijes, fantastik yaratıkların parlak renkli Meksika halk sanatı heykellerine verilen isim. Pedro Linares‘in ateşli bir hastalık sırasında parlak renkli hayvanlarla dolu bir ormanla ilgili halüsinasyonlar görüp bunları çizmesiyle başlayan bu sanat, Meksika’nın geleneksel sanatlarından birine dönüşmüş.Hediyeliklerini de her yerde bulabilirsiniz.

Mexico City’de Tekrar Gitmek İsteyeceğimiz Mekanlar

El Moro

Mexico City’ye daha iyi bir başlangıç yapamazdık. Uçağımız erken inince otel lobisinde yatmak zorunda kaldığımız ilk gecemizde yakında restoran olup olmadığını sorunca, köşeyi dönünce 24 saat açık El Moro olduğunu öğrendik. Sabahın 7’sinde churro ve sıcak çikolata ile güne başlamak çok iyi geldi. Tabii sonra tekrar gittik, çünkü gerçekten çok güzel. Gündüz saatlerinde hep kalabalık olduğundan sıra bekleme ihtimaliniz var ama değer. 

Bazaar El Sabado

Yoldan yeni gelmişiz ve otelde birkaç saat uyuklamışız, mantıken yakın çevrede gezip hafif bir tur yapmamız gerekiyordu. Ama biz sadece Cumartesi günleri açık olduğundan metroya atlayıp El Sabado’ya geldik ve çok iyi ettik. 

Pazara doğru yürürken bir botanik parkından geçtik ve büyülendik. Bazaar El Sabado, Meksika’nın en güzel pazarlarından biri. Muhteşem bir avluda kahve içip, canlı müzikle Meksika kültürünün içerisine dalış yaptık. Meksika nakışları, La Catrina figürleri, takılar, güreşçi maskeleri, yeme-içme standları, ikramlar derken kendimizden geçtik. Muhteşem bir pazar, mutlaka uğramalısınız.

Los Cocuyos

Yine 24 saat açık bir taco büfesi Oturacak yeri yok ama önünde hep bir sıra var. En önemli özelliği her çeşit sakatatı yapması. Benim gibi sakatat yemiyorsanız, listede İspanyolca beyin, böbrek falan yazdığını anlamazsınız. Kırmızı et de bulunan büfede tacolar gerçekten lezzetli.

Pastelería Ideal

Meksika pastanelerine henüz aşina olmadığımız bir anda Pasteleria İdeal’den içeri daldık. Gördüğüm en büyük pastane ve yüzlerce çeşit olduğunu görünce algım bozuldu. Herkes devasa tepsileri tepeleme doldurarak geziyordu. 

Pastalar, ekmekler, börekler, kurabiyeler falan arasında kaybolup gidiyorsunuz zaten. Hem sabah kahvaltı etmek, hem de çantanıza atıştırmalık almalık harika bir yer. Ama Meksika’da gezdikçe böyle bir pastane kültürü olduğunu anlamış olduk. 

The House of Tiles

Yağmurdan kaçarken tesadüfen sığınıp, içeriyi beğenince yemek yemeye karar verdiğimiz House of Tiles, meğerse Mexico City’nin en ünlü ziyaret noktalarından biriymiş. Hem içeriyi gezmek hem de bu güzel ortamda yemek yemek çok keyifli olabiliyor.

El Buen Taco

Şehrin meşhur taco restoranlarından biri. Her daim kalabalık. Taco güzel ama taze meyve suları da efsane;)

Taqueria la Auténtica

Netflix’de Taco Günlükleri diye bir seri vardı. Hem farklı taco türleri, hem de restoranları tanıtılıyordu. Burası oradan görüp kaydettiğim adreslerden biriydi ama çok da beğenmedim. Özellikle gitmenize gerek yok bence.

Meksiko, bizi hem kültürüyle hem de enerjisiyle beklediğimizden daha fazla etkiledi. Sokaklarda yaşayan halkı görünce bizde herkesin nasıl içine kapandığını ve sokaklardan korkar hale geldiğini hatırlayıp üzüldük. Umarız biz de temel sorunun ekonomi olmadığını anlayıp eski neşemizi geri kazanırız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here