Benim için onlarca ön yargıyla dolu bir şehirdi. Nedense Berlin’i kaotik, karmaşık ve aşırı kalabalık hayal etmiştim. Uçaktan şehre bakarken yemyeşil bir şehir görüyorum ve ağzımdan şöyle bir cümle çıkıyor: “Burası da yemyeşil”. Berlin tutkunları olan bir şehir, şimdi bu tutkunlar arasına biz de katıldık. Çünkü 3.5 milyonluk bu büyük şehri aynı sayılarda nüfusa sahip İzmir’le karşılaştırdığımda karşıma şöyle bir sonuç çıkıyor: “Biz neden bu kadar dar ve karışık bir şehir hayatı sürüyoruz?”  Neyse bu ülkede yaşananları daha fazla sorgulamadan, neler yaptık onlara geçiyorum.

Ulaşım

Bu sefer aktarmadan İzmir’den direkt Berlin Tegel Havalimanı’na iniyoruz. Berlin’in metro hattı zaten şehirden daha meşhur ve dedikleri kadar da var. Metro haritası sizi şaşı edecek kadar karışık görünse de size güzel bir tavsiye vereyim: tüm yollar Alexanderplatz’a çıkar;) Yani sıkışınca en yakın metro hattıyla Alexanderplatz’a ulaşarak tüm toplu ulaşıma bağlanabilirsiniz.

Havalimanından Mitte bölgesinde bulunan Park Plaza Wallstreet isimli otelimize ulaşmak için X9 otobüs hattını ve U2 metro hattını kullanarak 45 dakikada çok kolay bir yolculukla otele vardık. Oteli bu arada Oitheblog’un Berlin yazısında görmüştüm ve çok memnun kaldım.

Bu arada çok kişi biliyor olsa da belki bilmeyenler vardır diye toplu ulaşım için Google Maps’i mutlaka öneriyorum. Konumunuzla gideceğiniz yeri yazıp toplu ulaşım seçeneklerine bakınca size aktarmaları, saatleri ve duraklarıyla tüm detayları veriyor.

5 günlük şehir turunda hiç taksiye ihtiyaç duymadık çünkü metro hattı 24 saat çalışıyor ve neredeyse her yere ya da yakın mesafe bir noktaya gidiyor. Havalimanından 7 günlük bileti 30 Euro’ya aldık. Sınırsız neye isterseniz binin isimli bu bileti BVG sitesinden inceleyebilirsiniz. Şimdi çakallık peşinde koşan, “metroda biletler kontrol edilmiyor yeaaa” diyen arkadaşlara bir notum var. Metroya ilk binişimizde ilk bilet kontrolümüze de girdik. İkinci kontrol ise iki gün sonraydı. Yani Berlin dışında gittiğim hiçbir Avrupa şehrinde bu kadar çok bilet kontrolü yaşamamıştım hatta hiç yaşamamıştım. 5 günde 2 kontrol oldukça yüksek bir oran. Ayrıca otobüse binerken onaylı biletinizi göstermeniz gerekiyor.

Yeme-İçme-Eğlence

Berlin yeme-içme konusunda cennet. Türklerin çok tercih ettiği bir lokasyon olduğundan şahane öneriler geldi takipçilerden ve arkadaşlardan. Tabii biz de ön hazırlığımızı yapmıştık:) Burası başta Türk, Uzak Doğu, İtalyan ve Afrika olmak üzere tüm dünya mutfaklarını tadabileceğiniz bir adres. Efsane üçüncü dalga kahvecilerini ise hiç saymıyorum bile.

Genel olarak dışarıdan çok salaş görünen mekanlarda bile kokteyller de sunulan yemekler de şaşırtıcı derecede iyiydi. (Yaam hariç;) Ben bira sevmeyen bir insan olarak -birkaçını denesem de- craft beer önerisi verebilecek son kişiyim. Ama hemen her yerde deneyebileceğinizi söylememe gerek yok sanırım. Sokak lezzetlerini denemeyi seviyorsanız burada dev ızgaralarda pişen sosisli ve pork ribs (domuz kaburgası) yeme şansınız var.  Hafta sonu Alexanderplatz’da stantlar vardı ve orada yediğimiz sosisli ve soslu ızgara mantar çooook lezzetliydi.

Hazır yeme içmeden bahsetmişken vejeteryan ve vegan yemek konusunda da Berlin’in aşmış olduğunu söylemem gerek. Türk dönercisinde bile vejeteryan dürüm seçeneği varsa o iş bitmiştir zaten.

Bizim deneyip mutlaka gidin diyeceklerimiz şunlar:

The Bird

Bir Berlin efsanesi. Trip Advisor’dan tut da en yakın arkadaşınıza kadar herkesin önerdiği efsane hamburgerci. Rezervasyonsuz kendimizi ancak bara atabildik ama hamburgerleri dendiği kadar var. Biraz fenalık geçirebilirsiniz ama ortam da çalışanlar da süperdi. Gidin, kendiniz deneyin mutlaka.

Monsieur Vuong

Berlin’de Vietnam mutfağına giriş yapıyoruz. Yine bir arkadaşın önerisi ve yüksek Trip Advisor notları bizi Monsieur Vuong’a sürükledi. İlk kez deneyecek olmanın verdiği heyecandan sonra Vietnam’a gitmeye karar verdim;)

Türk damak tadına çok uygun olan Vietnam mutfağından Pho Bo, Pho Hanoi ve Glass Noodle Salad yedikten sonra üzerine zencefilli, limonlu, ballı çayımızı içtik. Burası atmosferinden fiyatlarına kadar gerçek bir cennet. Farklılık sevenlere kesinlikle öneriyorum.  

The Barn

Yine çok önerilen, karşınıza çıkması muhtemel bu şahane kahvecide efsane bir kahve içerken yanına havuçlu kek isteyin. Çünkü kahve aromasıyla, kek ise tadıyla beni kendimden geçirdi. Mutlaka ama mutlaka diyorum yani çok iddialıyım.

Mustafa’s Gemüsche Döner

Berlin’e gelip tavuk döner için 45 dakika (en az sanırım) beklemek gerçek bir saçmalık değil mi? Yaşasın turist olmak diyerek sıraya girdik. Sıraya girenlerin genelde üçer beşer aldıkları dönerler yüzünden sıra size biraz zor gerebiliyor ama burada yediklerinizle alakası olmayan bir sokak döneri tatmak isterseniz elinize bir bira alıp sıraya girin.

Sohbet, muhabbet, dönere yaklaşmanın verdiği heyecanla zaman geçiyor:) Döner dediysem tavuk döner dışında, ızgara sebze, salata, peynir, soslar, limon derken olay bambaşka bir yere gidiyor burada.

Club Der Visionaere

Gece klubündeyiz ama açlıktan beklentisiz bir şekilde sipariş ettiğimiz pizza gerçek bir İtalyan pizzası ve şahane. Yaşasın Berlin. Kanal kenarındaki Club Der Visionaere’i BizEvdeYokuz’da görüp kenara not etmiştim.

Kaynak: www.residentadvisor.net

Bizim gittiğimiz gece müzikler beni pek açmadı. Sanki akşamüstü çok daha keyifli bir mekan olabilir. Genel olarak Berlin’deki mekanların çok salaş ve cool olduğunu söylemeliyim. Yani bana Olympos’u hatta Kadir’in eski Öküz Bar’ını hatırlatan doğal mekanlar tam bizlik ama sizlik olmayabilir. Çeşme gece kulüplerine yüksek giriş paraları ödemeyi sevenler uzak durursa kendileri için çok daha iyi olur. Yoksa hayal kırıklığına uğrarsınız. 

Yaam

Kaynak: http://www.iheartberlin.de

İşte yine kanal kenarında bir beach club. Kumsalda top oynayanlar, ayağını kanala uzatanlar, graffitiler, acayip dekorlarla Afrika’nın tribal havasını her anlamda solutan bir adres Yaam. Gün batımı saatlerine kadar beach club gece saatlerinde ise kulüp olan mekana 01:00’den önce boşuna gitmeyin, moraliniz bozulmasın;) Biz gittiğimizde Karayip partilerinde Afrika ezgileri eşliğinde kopulmaktaydı, o yüzden kanım çok ısındı. Burada yemek ve kokteyl önermiyorum kendi bacağınızdan asılın. Beklentiyi çok yükseltmeden mekanın keyfini çıkartın.

Five Elephant

Bir şubesi Kreuzberg’de diğeri biraz önce bahsettiğim Monsieur Vuong’un tam karşısında olan efsane bir kahveci daha. Anladığım kadarıyla cheesecake konusunda ün salmışlar çünkü herkes ondan sipariş ediyordu. (ben frambuazlı tart yedim) Kahvesi çok güzel olsa da biraz önce bahsettiğim The Barn gibi eşsiz değildi.

Raucsh

Hem hediyelik çikolata alayım hem de tatlı yiyeyim diyenler için Gendarmenmarkt meydanının hemen arkasında kalan Rausch’de çikolatadan ayılar, helikopterler, yüzlerce çeşit çikolata sizi bekliyor. Üst kat kafesinden yediğim beyaz çikolatalı Mangolu pasta çok güzeldi, uğrarsanız bir deneyin.

Club 25 an der Spree

Jannowitzbrücke tren istasyonundan East-Side Gallery‘e doğru nehir kenarından yürüdüğünüzde karşınıza Berlin en şahane mekanları çıkabilir. Kanal boyunca karşınıza çıkacak beach club – gece kulübü karışımı mekanlar akşam üstü sohbet muhabbet eşliğinde çok güzel yemekler yiyebileceğiniz gece ise sabaha karar eğlenebileceğiniz yerler. Şuursuzca giderken tesadüfen karşımıza çıkan Club 25 an der Spree bunlardan sadece biriydi. Kanal kenarında ateş başında takılanlar, pizza, hamburger ve içki kuyruğunda bekleyenler naturel ama şaşırtıcı dekorasyon derken mekanda takılmaya başladık ve Berlin’de yediğimiz en güzel hamburgerlerden birini mideye indirdik.

Berlin’in “cool” mekanlarında öyle dev gibi tabelalar falan göremeyeceğinizden ben de mekanın ismini dönünce Google Maps’tan didik didik aradım resmen:D Bu bölgede bolca kaybolmak lazım. Mümkünse akşam üstü saatlerinde mekanları gezip takılıp şahane fotoğraflar çekebilirsiniz. Ama fotoğraf çekmeyin levhalarını görmezden gelmeniz ve cool görünme çabasını bir kenara bırakmanız gerek, yani benden söylemesi;)

Açıkçası ortamlar çok güzel olduğundan ben burası dışında pek fotoğraf çekme hevesine girmedim. Meraklananlar için bunun dışındakiler için Google’daki fotoğraflardan destek aldım.

Karneval der Kulturen

Bizim şans eseri yakalamış olduğumuz festivali Berlin programınıza ekleyebilirseniz bir göz atın diye yazıyorum. Türk mahallesine döner yemeye giderken metrodan standları gördük. Herhangi bir yazı olmadığından bu bölgede kurulan bit pazarı olduğunu düşündük. Kalabalığın arasına karışınca, sahneleri, kokteyl barları gördükçe nasıl yani bu her hafta mı var sorularıyla iyice saflaştık. Daha sonrasında sorduğumuzda senede bir kere olan Kültür Karnavalı’nda olduğumuzu çözdük:)

Geçen sene Sziget’e gitmiştim yani buranın özellikle büyüklük olarak altta kalır yanı yoktu. Sahnelerde Afrika ezgilerinden dans müziklerine kadar her şey vardı. İçtiğim kokteyller muhteşemdi. Yani güzel bir gün geçirmek için aradığınız her şeyi burada bulabilirsiniz. Tuvaletçilerin bile dans ettiği bir yerden bahsediyorum, ne kadar kötü olabilir sizce?

Gezilecek Yerler

Her ne kadar gezilecek yerler lafına çok sinir olsam da ilk gidişte turistlik yapmadan dönmek olmuyor. Berlin’de hepimizin bildiği soykırımla ilgili ziyaret edebileceğiniz müze ve toplama kamplarını es geçtim. Çünkü benim bu tarz yerleri görüp tatilime bira içerek devam etme şansım pek yok.

Holocaust Memorial Anıtı

Yahudi soykırımı anısına yapılan bence efsane bir anıt. Yorumlarına bakınca saçma bulanlar olduğunu gördüm ama burası bir soykırım anıtı ve bu hissi veren kasvetli, boğucu beton blokların arasından geçerken bile daralıyor insan. İçerisine girmek beni çok etkiledi.

Pergamon Müzesi

İçerisinde bulunan Bergama altarı yüzünden bizim için ayrıca bir değeri olan müzeye 12 euro vererek girebiliyorsunuz. (audio guide dahil) Ancak şu an altar ziyarete kapalı ve sitesinden kontrol edince restorasyonun 2025’e kadar süreceği yazıyor. (Detaylar şurada> ) Bu arada Müze Bölgesi’ndeki tüm müzelere girmek 18 euro yani birden fazla müze görmek isteyenler için çok daha uygun.

Pergamon Müzesi’ni gezmek yaklaşık 2 saat sürüyor. Audio Guide’da Türkçe seçeneği de var. Milet Market Kapısı, İştar Kapısı ve Mshatta gerçekten çok etkileyici.

East Side Gallery

Kreuzberg Bölgesi’nde Berlin Duvarı’nın yaklaşık 1 km’lik kısmında dünyanın farklı yerlerinden sanatçıların yaptığı resimlerle dolu bir açık hava galerisi. Tam instagramlık dersem daha iyi anlarsınız, mutlaka görülmeli.

Reichstag

Sonradan eklenen cam kubbesiyle ünlü Alman Parlamento binası ziyarete açık ve ücretsiz. Ziyaret etmek için pasaportla kayıt olarak 1-2 gün sonraya randevu almanız gerektiğinden biz dışarıdan görmeyi tercih ettik.

Berliner Dom

2. Dünya Savaşı’nda hasar gördükten sonra yeniden inşa edilen Berlin Katedrali bir Protestan Kilisesi. 7 Euro ödeyerek çatısına kadar çıkabilir ve şehri 360 derece panoramik olarak görerek TV Kulesi’ne çıkmak çin 17 euro vermeyebilirsiniz mesela.

TV Kulesi

Berlin’de yönünüzü bulmanızı sağlayacak yani her koşulda göreceğiniz yegane yapı. Bence yukarıya çıkmak için para vereceksiniz restoranında kafesinde falan oturun, paranıza değsin.

Brandenburg Kapısı

Berlin’in simgelerinden olan kapı biz gittiğimizde restorasyondaydı ve iş makineleriyle çevrili olunca bize pek bir anlam yüklemedi. Gidince bir selfie çekersiniz;)

Checkpoint Charlie (ya da saçmalığın daniskası)

Bir nokta bu kadar mı turistik olur. Tur arabalarının park etme noktası, hediyelik eşya satma merkezi, ABD askeri kılığında soytarılık görmek isterseniz doğru adrestesiniz. Checkpoint Charlie, Doğu-Batı geçiş noktası olarak 1961 senesinden 1990 senesine kadar üçüncü ittifak geçiş noktası olarak kullanılan geçiş kapısı ama görülecek hiçbir şeyin olmadığı bir adres. Bu arada kulübe bile orijinal değilmiş belirteyim:D

Nikolaiviertel

Nikolaiviertel yani ‘Nicholas Mahallesi’ olarak bilinen bölgede bulunan Nikolai Kilisesi 1220’de inşa edilen Berlin’in en eski kilisesiymiş. Bu bölge Ortaçağ dokusuyla ziyarete değer bir yer. Ayrıca kanal kenarından Berliner Dom’un şahane fotoğraflarını çekmek ve bira içmek için de uğranabilir.

Ortaçağ dokusuna uygun Brauhaus Georgbraeu kendi craft biralarını yapıyor mesela. Meydandaki ejderhayla dövüşen Saint George heykeli de selfie için sizi bekliyor.

Gendarmenmarkt

Fransız Katedrali, Berlin Katedrali ve Konser Salonu’nun olduğu ihtişamlı meydanı mutlaka görürsünüz diye düşünüyorum. Hatta vaktiniz varsa konser programına da göz gezdirin. Biz o iş için biraz geç kaldık.

Alışveriş

Primark

Alexanderplatz’da Primark var aman uzak durun. Primark efsanesiyle sonunda Berlin’de tanışma fırsatı bulduk ama ben pek memnun olmadım. Aaa çok ucuzmuş diyerek cüzdanı boşaltmak isteyenler için ideal gerçekten. Şaka bir yana ben kırtasiye, aksesuar ve dekorasyon katında kendimi kaybettim. (ama bunlar hep iş için.) Youtube’a aldıklarımla beraber bir çekiliş videosu da ekledim zaten. Eser ise kendine Chewbacca kostümü alarak alışveriş konusunda benden çok daha saçma bir noktada olduğunu kanıtladı.

Tiger

Primark’ın iki dükkan solundaki Flying Tiger,  kırtasiye manyakları, ıvır zıvır delileri, renkli aksesuar görünce zıvanadan çıkanlar ve benim gibi kendin yapçılar için cennet. Her gittiğim ülkede içerisine dalıp kendimi kaybettiğim Tiger euro kuruna rağmen fiyatlarıyla mutluluk verse de gereksiz alışverişe doyacağınız bir dükkan olacak.

Boxhagener Bit Pazarı

Pazar günleri kurulan Boxhagener bit pazarını yağmur sebebiyle toplanırken yakaladık. Gerçi stand sayısı sanırım yine yağmur yüzünden çok azdı. Kıyafet, dekorasyon, aksesuar vs ortaya karışık bir pazar. Gelmişken çevrede takılmak çok keyifliydi.

Kısa kısa notlar

  • Berlin’de en önemli aksesuar elde bira. Metroda, sokakta, barda, dükkanda nerede olduğunuzun önemi yok. Biranız var mı?
  • Şehir bir restorasyon harikası. Sanırım yeniden yapma konusunda Almanların üstüne yok.
  • Takılmak için mekana çok gerek yok. Parklar, köprüler, beton bloklar ve tabii ki kanal kenarındaki merdivenler graffitileriyle sosyalleşmenizi bekliyor.

  • Büyük metro istasyonlarında sokak kenarlarında çilek standları gördüğünüzde gidip alın. Aranızda şu geyiği yapacaksınız: “çocukluğumdan beri böyle güzel çilek yemedim”
  • Berlin’de Pazar günü çalışmıyoruz, Pazartesi de küçük Pazar gibi birşey. Marketler ve dükkanlar kapalıydı mesela. Pazartesi kısmını tam anlayamadım. Bilen varsa yorum bırakırsa çok sevinirim.
  • Beach Club tarzı mekanlara akşamüstü gitmiyorsanız gece 01:00’den önce boşuna gitmeyin, biraz zaman kaybı gibi. Boş, anlamsız, diğer turistler ve siz, derin bir sessizlik…

  • Berlin’in self servis mekanlarında masanızı da kendiniz topluyorsunuz. Kulüplerde para üstünüzü eksik verip size fiş veya rozetler verdiklerinde şaşırmayın. Bardağınızla beraber geri getirdiğinizde sizden kesilen depoziti geri alıyorsunuz. Hem pratik hem de çevreyi kirletme karşıtı şahane bir uygulama.
  • Alexanderplatz’da trambolinde zıplarken Boomerang çekmeden dönmeyin, çok zevkli.
  • Şehirde yeme-içme kalitesi gayet yüksek. Beklenmedik mekanlarda güzel yemekler, lezzetli kokteyller içtik. Fiyatlar ise gayet makul ama biz dörtle çarpıyoruz yani bize her yer Paris.
  • Berlin’de gezerken fötr şapkalı trafik ışıkları dikkatinizi çekiyorsa eski Doğu Almanya’dasınız demektir. Benim dikkatimi çekince araştırdığım figürün isminin Ampelmann olduğunu öğreniyorum. Hediyelik eşyacılarda sıkça karşınıza çıkacak olan Ampelmann ürünlerinin satıldığı aynı isimli dükkanı ise Gendarmenmarkt meydanında göreceksiniz.

  • Pazar günleri hemen her semtte Bit Pazarı var. Bizim pazarımız oldukça yağmurlu olduğundan kaçırdık ama siz kaçırmayın. En çok önerilenler Boxhagener ve Mauerpark.

PAYLAŞ
TarzMeselesi'nde yaptığım DIY projeleri, dinlediğim müzikleri, dekorasyonla ilgili takıntılarımı ve gezdiğim güzel yerleri bulabilirsiniz. Bunun dışında içerik ve sosyal medya yöneticiliği yapıyorum. Bu blogu seviyorum!

CEVAP VER

Lütfen yorum bırakın
Lütfen adınızı yazın